|

|
Lal Mescit: Pakistan'da ABD, Şeriat vesaire
10 Temmuz'da
güvenlik kuvvetlerinin silahlı müdahalesiyle tahliye edilen Lal Mescit,
Pakistan'da bir süredir yaşanan ve bir süre daha yaşanacağı anlaşılan kökten
dinci çatışmanın çok belirgin bir örneği. Ülkedeki eşitsizlikler çatışma
olasılığını besliyor
BİA Haber Merkezi
17/07/2007 Arif
ŞENTEK
BİA (İslamabad) - Özellikle dış kaynaklı kısa haber metinlerindeki
kelimeleri aynen çevirirseniz, "Lal Mescit" olaylarını,
"okul"larında "direniş"e geçen "öğrenci"lere
karşı hükümetin giriştiği bir katliam, güvenlik güçlerinin dengesiz güç
kullanımı olarak görebilirsiniz. "Lal" kelimesini bir de
"Kızıl" diye çevirdiğinizde çağrışımlar sizi farklı yorumlara
yönlendirebilir. Olayı, ülkedeki genel gelişmelerle bağlarını koparmadan
değerlendirmek gerekiyor.

Pakistan'ın kuruluşunda din faktörü var. Ülke, 1947 yılında Müslüman halkın
Hindulardan ayrılmasıyla kuruluyor. Bugün resmi adı "Pakistan İslam
Cumhuriyeti" olan ülkede, 1977 yılında askeri darbe ile işbaşına gelen
General Ziyaülhak'ın 11 yıllık yönetimi sırasında
dinin etkileri daha artmış, örneğin şer'i mahkemelerin kurulmasıyla sınırlı
bir ölçüde de olsa şeriat uygulama alanı bulmuş. Dini eğitim giderek
yaygınlaşmış. Bugün 1 milyon 500 binden fazla genç ülkedeki 13 bin medresede
eğitim görüyor.
Geri tepen plan
1979'da Afganistan'a giren Sovyet ordusuna karşı Amerika Birleşik Devletleri'nin
(ABD) desteği ile Pakistan'ın özellikle Afganistan sınırına yakın
bölgelerindeki medreselerde, talebelerden militan, yani "Taliban"
yetiştirildiği herkesin bildiği bir gerçek.
Afganistan'ı "kurtaran", ABD çıkarları doğrultusundaki işlevini
tamamlayan ve bu kez silahlarını ABD ve NATO güçlerine çeviren "Taliban"ın
tasfiyesi gerekiyor. ABD özellikle 11 Eylül sonrası bu tasfiyeyi
hızlandırması için müttefiki Pakistan'ı zorluyor.
General Müşerref yönetimi bugüne kadar çok mecbur kalmadıkça "Taliban"la
doğrudan çatışmaya girmeyi pek göze almadı. Örneğin aşiretlerle
"aranızda terörist barındırmayın" diye anlaşma yapmaya çalışıyor.
Burada hükümetin dinci çevrelerle ilişkilerini bozmaktan kaçınması kadar bu
işin maliyetini ABD'ye yükleme niyeti de etkili oluyor.

Hükümet yetkilileri genellikle "yurt dışından gelen teröristler"den
söz ediyor. Bu arada içlerinde Türklerin de bulunduğu yabancı
"Müslüman" militanların yakalandığı haberleri duyuluyor. Ama Afgan
sınırı yakınlarındaki yerleşimlerde zaman zaman
"Taliban"ın devlet binalarını bastığı, yönetime el koyduğu, silahlı
güçleriyle sivil halk üzerinde ve askeri güçlere karşı etkin bir varlık
gösterdiği de biliniyor.
Atatürk Bulvarına
komşu taliban yığınağı
"Lal Mescit" camii 1965'te inşa edilmiş. Adını duvarlarının kırmızı
olmasından aldığı söyleniyor. Yanında bulunan, binlerce kızın eğitim gördüğü Hafsa Camii medresesi ve erkekler için ayrı bir medrese
ile birlikte bir külliye oluşturuyor. Külliye, başkentin merkezinde, yabancı
elçiliklerin, hükümet binalarının hatta ulusal istihbarat örgütünün bulunduğu
bir bölgede yer alıyor. Yakınından Atatürk Bulvarı geçiyor.
Özellikle Ziyaülhak zamanında, caminin imamı olan
Abdullah ile bakanların, üst düzey yöneticilerin iyi ilişkiler içinde olduğu
biliniyor. Camii, 1979-1989 yıllarında Afganistan'a
savaşmak üzere gönderilecek mücahitlerin toplandığı ve eğitim aldığı bir
merkez işlevini görmüş.
1998'de Abdullah'ın saldırıya uğrayarak öldürülmesinden sonra cami
Abdullah'ın iki oğlu Abdülaziz ve Abdülraşit'in
yönetiminde şeriat yanlısı hedef içeren ve kökten dinci militanlığın
desteklendiği bir odak konumunu korumuş. Kardeşlerin son dakikaya kadar
devlet nezdinde ve özellikle dini çevrelerde belirli bir itibarı olduğu
gözleniyordu. Ama, devletle ilişkilerinin kopması
iki yıl önce Abdülaziz'in Kuzey Pakistan'da kökten dinci teröristlerle
çarpışmada ölen subayların dinen şehit sayılmayacağı ve cenaze namazlarının
kılınmasının caiz olmadığı yolunda bir fetva vermesiyle başlamış.
Ancak gene 2005 yılında Londra'da 7/7 olarak hatırlanan bombalama olayları
dolayısıyla polisin soruşturma için camiye girmek istemesi ve eli sopalı
kızlar tarafından engellenmesi dışında, devletin Lal Mescit'e bir müdahalesi
olmamış. Ta ki bu yılın başında cami için yıkım kararı çıkana kadar.
Kaçak camiye yıkım
kararı
İslamabad kent yönetimi, içlerinde Lal Mescit'in de
bulunduğu 60 dolayında cami ve medrese binasının imar planına aykırı bir
şekilde kaçak olarak inşa edildiğini yıllar sonra tespit etti. Bu yapıların
yıkılması ve uygun yerlerde yenilerinin yapılması kararı alındı.
Söylentilere göre karar özellikle Lal Mescit'in güvenlik açısından kritik bir
yerde bulunması dolayısıyla ve buradan kaynaklanabilecek bir tehlikeyi
gidermek için alındı. Yıkım girişimine karşı Lal Mescit'ten şiddetli tepki
geldi.
Mescit ve külliyeyi yönetimleri altında tutan kardeşler, ilk açıklamalarında
kız öğrencilerin camilerini yıktırmayacaklarını, gerekirse güvenlik
güçleriyle çarpışmayı, hatta bu uğurda şehit olmayı bile göze aldıklarını
duyuruyorlardı. Kızların bu mücadeleye kendi iradeleri ile karar verdikleri,
hocalarının bu işte bir zorlaması olmadığı konusunda mektuplar yazarak
yastıklarının altına koydukları da belirtiliyordu.
Hocalar açıklamalarında, erkek öğrencileri bu mücadelede kız kardeşlerini
yalnız bırakmamaya çağırıyor, "nerede bu kızların ağabeyleri"
diyorlardı. Ertesi gün erkeklerin de katılmasıyla 6 ay sürecek bir şeriat
örneklemesi başlıyordu.
Kitaplık işgali ve
şeriat devriyeleri
Ocak ayında olayın ilk günlerinde, mescit yakınında bulunan çağdaş çocuk
kitaplığı, siyah burkalar giymiş, ellerinde uzun bambu sopalar olan, hatta burkalarının altında kalaşnikoflar
saklı olduğu ileri sürülen kızlar tarafından işgal edildi. Erkekler de civar
mahallelerde devriye gezerek şeriata aykırı buldukları davranışları önlemeye
giriştiler.
Müzik ve sinema kasetleri, CD'ler toplanarak meydanda yakıldı. Bunları satan dükkâncılardan
artık başka işlerle uğraşmaları istendi. Uygunsuz görülen bir evden çoluk
çocuk zorla toplanan kadınlar mescide getirildiler, düzenlenen basın
toplantısında "tövbekar" olduklarını
açıklayınca serbest bırakıldılar.
Hocalar işi daha da genelleştirdiler. Kentteki diğer günahkâr kadınların
mescide sığınmaları halinde onları uygun bir eş bulunarak evlendireceklerini,
hatta böyle birilerini kendi nikâhlarına alabileceklerini duyurdular.
Direnişlerinin ülkede bütünüyle şeriat hâkim olana kadar süreceğini sık sık tekrarlayan hocalar, şeriat mahkemesi kurduklarını,
başvuranların hukuki sorunlarını çözeceklerini duyurdular. Bu arada çeşitli
konularda fetvalar çıkarmayı da ihmal etmediler.
Özel İnternet siteleri ve yaptıkları korsan radyo yayınları ile
görüşlerini kamuoyuna duyuran eylemciler, bulundukları yere güvenlik
güçlerini sokmayarak burayı kurtarılmış bölge haline getirdiler. Son
zamanlarda civardaki bir masaj salonunda çalışan bir grup Çinliyi kaçırarak
gözaltına almaları uluslararası sorun yarattı. Bir ay önce bir Cuma günü
Pakistan'ın her yanından gelen yandaşlarıyla büyük bir gövde gösterisi
yaptılar.
Parlamentoda
tartışmalar ve baskın
Konu birkaç ay önce parlamentoda tartışıldığında, başkentin ortasındaki bu
meydan okumaya karşı acil önlemler alınmasını isteyen milletvekillerine karşı
muhalefetteki dinci partilerin sözcüleri, "gayri meşru yollarla işbaşına
gelmiş bir iktidara karşı her türlü mücadele meşrudur" diyorlardı.
Onlara göre Lal Mescit'tekiler haklı bir mücadele veriyorlardı ve şeriat İslamın kaçınılmaz bir gereğiydi. Bu arada kadın
milletvekillerinin Lal Mescit'teki bu şeriat örneklemesine karşı daha duyarlı
bir tepki gösterdikleri görülüyordu.
Hükümet Lal Mescit'te olup bitenlere karşı uzun bir süre "bekle-gör"
politikası izledi. Ayrıca kamuoyu genelde "İslamı
savunanlara" karşı zor kullanılmasını hoş karşılamayabilirdi. Araya
görüşmeciler sokularak sorun barışçı yollardan çözülmeye çalışıldı.
İşgal ve direnişin altıncı ayında artık barışçı girişimlerin, görüşmelerin
sonuç vermediği görülüyordu. Bu sırada güvenlik güçleri mescit çevresini
kuşatan çemberi gittikçe daraltıyordu. Eylemciler de boş durmuyorlar,
güvenlik güçleriyle çatışmalar eksik olmuyordu. Günlerce süren teslim olun
çağrıları yanıtsız kaldı. Sonunda 10 Temmuz sabahı çatışmalar iyice
şiddetlendi ve işgal şiddetle bastırıldı. Resmi açıklamalara göre
eylemcilerden 75 güvenlik güçlerinden sekiz kişi öldü. Söylentilerde geçen
rakamlar daha fazla. Öğrencilerin bir kısmı tutuklandı, önemli bir bölümü de
evlerine gönderildi.
Hesaplaşma sürecek
Lal Mescit olayı Pakistan'da kökten dinci şiddet olaylarının tekil bir örneği
değil. Özellikle Afganistan sınırına yakın kuzeybatı bölgesinde ve hatta Peşaver, İslamabat gibi kentlerde bombalama olayları,
intihar saldırıları bir süredir devam ediyordu. 10 Temmuz'u izleyen günlerde
bu olayların daha da arttığı görülüyor. İktidar "taliban"
veya "el Kaide" yanlılarına karşı girişimlerinin dozunu artırdıkça
bu hesaplaşmanın süreceği anlaşılıyor.
Zaten etnik ve bölgesel kaynaklı sorunlarla, örneğin özerklik talebindeki Belucistan bölgesiyle uğraşan, feodal yapının
kırılamadığı, asgari aylık ücretin 50-60 dolar
dolayında olduğu bir ülke Pakistan.
Ülke içindeki dengesizlikler çatışma potansiyelini besliyor. Bütün bunlara ek
olarak Başkan Müşerref'in, geçtiğimiz Mart ayı başında bizdeki Anayasa
Mahkemesi-Danıştay gibi bir işlevi bulunan Federal Yüksek Mahkemenin başkanı Başyargıç İftikhar Muhammet Çodri'yi görevden almasıyla yeni bir bunalım başladı.
Halen bir zamanlar başkanlık yaptığı mahkemede yargılanan başyargıç,
aylardır her gittiği kentte hukukçuların ve muhalefet partilerinin yoğun
sevgi gösterileriyle karşılanıyor, demokrasi için bir politik alternatif
olarak görülüyor.
Cumhurbaşkanı Müşerref'in görev süresi bu yıl sonunda
bitecek. Müşerref, zaman zaman günün anlam ve
önemine uygun olarak giydiği general üniformasını yıl
sonunda artık kesin olarak çıkaracağını ve bir dönem daha
cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıklıyor.
Yılbaşında da genel seçimlerin yapılması bekleniyor. Ülkede demokrasinin
gelişmesi sorunları ne ölçüde çözecek, şiddet olaylarını bitirebilecek mi
sorusuna olumlu bir yanıt vermek kolay değil. Üstelik kamuoyunda daha
şimdiden genel seçimlerin adil koşullar içinde yapılmayacağına ilişkin yaygın
bir kanı var.(AŞ/EÜ)
|
.....
|